| |
"BEKLENEN MEHDİ"
Hakkında Tüm İslam Alimlerinin Görüşleri
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA
HZ. İSA
VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ
SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBİ
KİTABINDAN ALINTILAR
Ümmetin beklediği,
AHİR ZAMANDA GELECEK144 ZATIN145
ÜÇ VAZİFESİNDEN146 EN MÜHİMMİ (önemlisi) VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR
(yazma ve dağıtma yoluyla yaymak) VE EHL-İ İMANI (iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan) KURTARMAK...147
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9) |
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden birincisinin
ve en önemlisinin gerçek imanı yayarak insanların sapkınlıktan kurtulmasına
vesile olması olduğunu belirtmiştir:
144) AHİR ZAMANDA GELECEK:
Bediüzzaman “AHİR ZAMANDA GELECEK" diyerek Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini
ifade etmiştir. Eğer Bediüzzaman, kendi yaşadığı dönemde
ya da öncesinde Hz. Mehdi'nin gelip faaliyetlerine başladığı
kanaatinde olsaydı, hiç şüphesiz “GELECEK"
kelimesi yerine “gelmiş" ya da “geldi"
gibi sözler kullanırdı. Ancak böyle bir durum henüz gerçekleşmediğinden,
Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin geliş vaktinin “İLERİDE" olacağını
belirten bir kelime kullanmıştır.
Bediüzzaman “GELECEK" kelimesini,
bu kitapta yer alan Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde pek
çok defa kullanmıştır. Bu sözündeki de Bediüzzaman'ın “8.
KEZ" tekrarladığı “GELECEK" kelimesidir.
Bediüzzaman, aynı ifadeyi 8 defa tekrarlayarak bu konuya
kesinlik kazandırmış ve Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki
bir zamanda ortaya çıkacağı konusunda hiçbir şüpheye yer
bırakmamıştır.
Bediüzzaman bu sözlerinde
ayrıca Hz. Mehdi'nin “GELECEK BİR ŞAHIS" olduğunu da ifade etmiştir.
Zira bir şahsı manevinin “GELMESİ"nden değil, ancak “OLUŞMASI"ndan bahsedilebilir. Bediüzzaman
da bu sebeple “ahir zamanda oluşacak" dememiş,
“ahir zamanda GELECEK"
sözlerini kullanarak, Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS"
olduğunu açıklamıştır. |
145) ZATIN:
Bediüzzaman kullandığı “ZAT" ifadesi ile ise,
Hz. Mehdi'nin “manevi bir varlık" değil, “BİR ŞAHIS" olduğunu
olabilecek en açık şekilde izah etmiştir. Bilindiği gibi
“ZAT" kelimesinin
sözlük anlamı, “KİŞİ, KİMSE, ŞAHIS"dır.
Aynı zamanda da “tekil" yani “BİR KİŞİ"den
bahsedildiğini açıklayan bir ifadedir. Bilinen bir kişiyi
belirtmek amacıyla kullanılır. Aynı zamanda da bir saygı
ifadesidir. Onlarca risaleyi birbirinden hikmetli ifadelerle
kaleme alan büyük İslam alimi Bediüzzaman da hiç şüphesiz
ku bu kelimenin anlamını tüm detaylarıyla çok iyi bilmektedir.
Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olacağını
anlatmak isteseydi, kuşkusuz ki bunu açıkça belirtecek kadar
kesin anlamlar ile “BİR İNSAN"ı
ifade eden “ZAT"
kelimesini kullanmazdı. Bunun yerine “şahsı manevi"
kavramını ifade edecek birbirinden hikmetli çok çeşitli
kelimeler seçebilirdi. Buna rağmen açıkça “ZAT"
kelimesini tercih etmiş olması, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olduğu konusundaki kanaatini çok açık bir şekilde
ortaya koymaktadır.
Ayrıca Bediüzzaman “ZAT" kelimesini, buraya
kadar yer alan sözlerinde toplam “9. KEZ" kullanmıştır.
Bediüzzaman gibi yüksek ilim sahibi bir şahsın, bir kelimeyi
aynı konuda 9 kez tekrarlaması, elbette ki belirli bir hikmet
üzerinedir. Hiç şüphe yok ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olduğu konusunda çok kesin bir kanaate sahiptir
ve bu kanaati doğrultusunda müminleri de en doğru şekilde
bilgilendirmektedir. |
146) ÜÇ VAZİFESİNDEN:
Bediüzzaman, Müslümanların
beklediği, ahir zamanda gelecek mübarek şahsın tek bir görevi
olmayacağını bildirmiştir. Bu şahsın “ÜÇ
BÜYÜK VE KAPSAMLI GÖREVİ" olacağını
ifade etmiştir. Bediüzzaman bu görevlerin;
1) “İnsanların imanını kurtarmak
2) İslam Birliğini kurmak ve tüm dünya Müslümanlarının önderi
olmak
3) Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak ve Hıristiyanlarla
ittifak kurmak olduğunu" açıklamıştır. Peygamberimiz
(sav)'den bu yana gönderilen müceddidler arasında, 1400
yıldır bu görevlerin birini yalnızca belirli açılardan yerine
getirmiş İslam büyükleri olmuştur. İslam tarihinde insanların
imanına vesile olan bir çok büyük âlim vardır. Osmanlı padişahları
İslam birliğini yönetmiş Müslüman önderlerdir. Fakat hiçbiri,
bahsedilen üç önemli görevi birden ve dünya çapında yerine
getirememişlerdir. Bediüzzaman da burada Hz. Mehdi'nin bu
özelliğini vurgulayarak, bu üstün vasıflı şahsın geçmiş
dönemlerde geldiğinden bahsedilemeyeceğini, bu görevlerin
yapılmasının, onu insanlara tanıtan alameti olacağını belirtmiştir. |
147) EN MÜHİMMİ (ÖNEMLİSİ) VE
EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (DEĞERLİSİ) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ
(GERÇEK İMANI) NEŞR (YAZMA VE DAĞITMA YOLUYLA YAYMAK) VE
EHL-İ İMANI (İMAN EDENLERİ) DALALETTEN (SAPKINLIKTAN) KURTARMAK:
Bediüzzaman “İMANI
KURTARMA GÖREVİ"nin, ahir zamanda
gelecek olan Hz. Mehdi'nin üç vazifesinden birincisi
olduğunu belirtmiştir. Ve bu görevi, Hz. Mehdi'nin
“en önemli ve en kıymetli vazifesi"olarak adlandırmıştır.
Ahir zamanda gelecek olan bu mübarek şahsın kendi döneminde
“çok büyük ve önemli bir iman hizmeti"
gerçekleştireceğini bildirmiştir. Bu hizmetin çapı daha
önce kimseye nasip olmamış büyüklükte olacaktır. Bediüzzaman
burada kullandığı “NEŞR"
kelimesiyle iman hakikatlerinin her türlü imkan kullanılarak,
çeşitli kitle iletişim araçlarıyla yapılacağına dikkat çekmiştir.
Doğal olarak bu şekilde imanı yayma çalışması da dünyadaki
tüm insanlar tarafından biilnecektir. Ahir zamanda Mesih
Deccal'in fitnesi tüm insanları çepeçevre sarmış olacak,
bu büyüklükteki bir fitneyi etkisiz hale getirip inananların
imanını korumak da Hz. Mehdi'nin en büyük vazifelerinden
biri olacaktır. Bediüzzaman bugüne kadar böyle büyük çapta
bir “imanı kurtarma görevi"nin hiçbir müceddid
tarafından yerine getirilmediğine ve Hz. Mehdi'nin de bu
görevini, böyle büyük bir etki bırakacak şekilde gerçekleştirmesiyle
tanınacağına işaret etmiştir. |
... Bu hakikatdan
anlaşılıyor ki;
SONRA GELECEK148 O149
MÜBAREK ZAT150 RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI
OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma
yoluyla yayacak ve uygulayacak).151
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9) |
Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha Hz. Mehdi'nin
gelişini müjdelemiş ve bu mübarek zatın, faaliyetlerini yerine getirirken
kendisini “Hz. Mehdi'ye zemin hazırlayan bir öncü" olarak
tanımlayan Bediüzzaman'ın eserlerinden de istifade edeceğini belirtmiştir:
148) SONRA GELECEK:
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bahsettiği
sözlerinin pek çoğunda tekrarladığı “GELECEK" ifadesini
burada da “9. KEZ"
kullanmıştır. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin, önceki
müceddidlerin ve Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemlerde gelmediğini
söylemiş; bu mübarek zatın bunların hepsinden “SONRA"
geleceğini “9. KEZ" ifade etmiştir. Ayrıca Bediüzzaman
bu durumu, yalnızca gelecek zaman ifade eden bir fiil kullanarak
değil, bunu bir de “SONRA" kelimesiyle
destekleyerek çok kesin bir üslupla açıklamıştır.
Bediüzzaman bu sözleriyle
ayrıca Hz. Mehdi'nin “bir şahsı manevi" olmadığını,
“belirli bir zamanda gelecek BİR
ŞAHIS olduğunu" da açıkça belirtmiştir. |
149) O:
Bediüzzaman Hz. Mehdi'den “BİR
KİŞİLİK ZAMİRİ" olan ve “TEK
BİR KİŞİ"yi ifade eden “O" kelimesiyle bahsetmiştir.
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'yi tanımlamak için böyle bir sözcük
seçmiş olması ise elbette ki bir tevafuk değildir. Bediüzzaman
kitabın başından bu yana yer verilen sözlerinin pek çoğunda,
Hz. Mehdi için yine “O"
zamirini kullanmıştır. Burada da “O" kelimesini “12. DEFA" kullanmaktadır.
Kuşkusuz ki yüzlerce sayfadan, onlarca kitaptan oluşan büyük
bir külliyat meydana getiren büyük mütefekkir Bediüzzaman,
eserlerinde kullandığı her hikmetli kelime gibi, bu sözcüğü
de son derece bilinçli ve kasıtlı bir şekilde bu kadar çok
tekrarlamıştır. Çok açıktır ki Bediüzzaman Müslümanlara,
Hz. Mehdi'nin sadece “maneviyat ifade eden bir kavram"
olmadığını belirtmekte, ahir zamanda tüm inananların sorumluluğunu
üstlenecek özelliklere sahip “BİR İNSAN", “BİR ŞAHIS" olduğunu
müjdelemektedir. |
150) MÜBAREK ZAT:
Bediüzzaman, aynı sözü içerisinde
tekrar tekrar “ZAT"
kelimesini kullanarak Hz. Mehdi'nin müminlere önderlik edecek
“BİR ŞAHIS"
olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Burada da Bediüzzaman
bu sözcüğü “10. KEZ" kullanmaktadır.
Bediüzzaman ayrıca burada bu “ZAT"
kelimesini bir de nitelendirmekte ve Hz. Mehdi'nin “NASIL
BİR ZAT" olduğunu da açıklamaktadır.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “MÜBAREK
BİR ZAT" olduğunu belirtmektedir.
“MÜBAREK"
kelimesi “İlahi hayrın
bulunduğu" anlamına gelmektedir.
Bediüzzaman da burada kullandığı bu “mübarek"
sıfatıyla Hz. Mehdi'nin imanını, yerine getireceği vazifeleri
övmektedir. Bediüzzaman verdiği tüm bu detaylı bilgilerle
Müslümanlara Hz. Mehdi'nin ahlakını ve mücadelesini tanıtmakta,
bu üstün ahlaklı şahsın hangi özellikleriyle tanınabileceğini
anlatmaktadır. |
151) RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK
NEŞR VE TATBİK EDECEK (YAZMA VE DAĞITMA YOLUYLA YAYACAK
VE UYGULAYACAK):
Bediüzzaman eserlerinde,
Hz. Mehdi'den önceki yüzyılın müceddidi olması sebebiyle
kendisini “Hz. Mehdi'nin bir öncüsü",
“ona zemin hazırlayan bir askeri" olarak tanımlamıştır.
Yine bir sözünde de, “kendisinin ektiği tohumların
Hz. Mehdi tarafından geliştirileceğini ve bu mübarek şahıs
vesilesiyle bu tohumların sümbülleneceğini" anlatarak,
Hz. Mehdi'nin gelişinden önce yaptığı çalışmalarla ona “bir
ön hazırlık" yaptığını anlatmaktadır. Bediüzzaman
bu sözünde de Risale-i Nur Külliyatı'nın Hz. Mehdi'nin
tebliğinde kullanacağı bir ön hazırlık olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman, ortaya çıktığında Hz. Mehdi'nin, Risaleleri
hazır yazılmış olarak bulacağını ve imanı kurtarma vazifesinde
Risaleler'den faydalanacağını belirtmiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin “KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE
GELECEK BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" bir kez daha açıklığa kavuşturmuştur. |
O152 ZATIN153 İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI
(Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak ve yerine getirmektir).154
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9) |
Bediüzzaman, bu sözünde de Hz. Mehdi'nin ikinci görevinin
Kuran ahlakının esaslarının tam olarak yaşanmasına vesile olmak
olduğunu açıklamaktadır:
152) O:
Bediüzzaman burada da “13.
KEZ" Hz. Mehdi için, “BİR
ŞAHIS ZAMİRİ" olan “O"
kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman sözlerinde sık sık
tekrarladığı bu kelime ile, ahir zamanda ortaya çıkacak
olan Hz. Mehdi'nin “manevi bir önder" değil,
bizzat müminlerin başına geçerek, onları hidayete yöneltecek
“BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmektedir.
Bediüzzaman ayrıca burada “onlar" gibi çoğul
bir topluluğu ifade eden bir kelime de kullanmamış, Hz.
Mehdi'nin “TEK BİR KİŞİ"
olduğunu ifade eden “O"
sözcüğüne yer vermiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla,
Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı konusundaki kesin
kanaatlerini delilleriyle birlikte ortaya koymuştur. |
153) ZATIN:
Bediüzzaman buradaki “ZAT"
kelimesiyle, aynı cümle içerisinde Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS" olduğu konusuna açıklık
getiren ikinci bir vurgulama daha yapmıştır. Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'den bahsettiği hemen her sözünde tekrarladığı
bu kelimeyi, burada da “11.
KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman
bu kadar çok tekrarladığı bu sözüyle, Hz. Mehdi'nin
kesinlikle “manevi bir varlık" olmadığını açıklamış
ve Müslümanların bu kutlu “ŞAHIS"
hakkında en doğru şekilde bilgilenmelerini sağlamıştır. |
154) İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI (KURAN AHLAKININ
ESASLARINI VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SÜNNETİNİ) İCRA VE
TATBİK ETMEKTİR (UYGULAMAK VE YERİNE GETİRMEKTİR):
“İCRA VE TATBİK
ETMEK", “uygulamak,
yürürlüğe sokmak, yerine getirmek" demektir. Bediüzzaman da bu sözüyle Hz. Mehdi'nin,
Kuran ahlakının gerekliliklerini ve esaslarını ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetini tüm insanlar arasında uygulamaya koyacağını
ve hayata geçireceğini belirtmektedir. Bu da, Hz. Mehdi'nin
İslam birliğini oluşturması ve tüm Müslümanların liderliğini
üstlenmesiyle gerçekleştirilecektir. Bediüzzaman da bu gerçeği
hatırlatarak, bu vazifeyi daha kimsenin yerine getirmemiş
olduğuna ve gerçekleştiğinde de bunun, Hz. Mehdi'nin en
önemli alametlerinden biri olacağına dikkat çekmiştir. |
Birinci vazife, maddi kuvvetle
değil,
belki kuvvetli itikad (güçlü ve samimi bir iman) ve ihlas
(yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu gözetme) ve sadakatle (kalpten
bağlılıkla) olduğu halde,
BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK
MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE
TATBİK EDİLEBİLSİN
(yerine getirilebilsin).155
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9) |
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ikinci görevinin
ancak “büyük bir maddi kuvvet ve hakimiyetle" gerçekleştirilebileceğini
belirtmiştir:
155) BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET
BÜYÜK
MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ,
O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN
(YERİNE GETİRİLEBİLSİN):
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
ikinci görevini ancak “BÜYÜK
BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE"
gerçekleştirilebileceğini vurgulamıştır. Bu güce sahip olacak
tek kişi Hz. Mehdi'dir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
bu vazifesini dünya çapında gerçekleştireceğini hatırlatarak,
onun sahip olacağı maddi kuvvet ve hâkimiyetin de çok büyük
boyutlarda olacağına dikkat çekmiştir. Peygamberimiz (sav)'in
döneminden bu yana böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır.
Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve
hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının
tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış
ve çok büyük bir hizmet vermiştir. Ancak onun tebliği maddi
bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, gayet zor maddi
şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir.
Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük iman hizmetlerini
çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar
içerisinde, Bediüzzaman şerefli mücadelesini sürdürmüş ve
ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil
etmiştir. Ancak bizzat kendisinin de belirttiği gibi, bu
durum, Hz. Mehdi'nin elde edeceği “gayet büyük maddi
kuvvet ve hakimiyet"in Bediüzzaman'ın hayatında söz
konusu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Nitekim Bediüzzaman
da, kendisine Mehdilik isnad eden kimselere Hz. Mehdi olmadığını
bu delili de öne sürerek açıklamıştır.
O156 ZATIN157 üçüncü vazifesi,
HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK
(İslam birliği üzerine kurarak),158
İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla
ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ
İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR.159 BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT160 ve KUVVET161 ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN
FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR
(yerine getirilebilir).162
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9) |
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin de
İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak etmek
olduğunu bildirmiştir:
156) O:
Bediüzzaman, bu sözünde “14.
KEZ" “O"
zamirini kullanmış ve Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS" olduğunu
bir kez daha tekrarlamıştır. Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
“manevi bir isim" ya da “birçok insandan
oluşan bir topluluk" olduğunu düşünseydi, elbette
ki tüm bu iddiaları reddedecek açıklıkta bir kelime kullanmaz,
Hz. Mehdi'den “O ZAT"
sözleriyle bahsetmezdi. Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz.
Mehdi'nin “TEK BİR ŞAHIS" olduğunu
belirtmiş ve aksi yöndeki tüm düşüncelerin geçersizliğini
ortaya koymuştur. |
157) ZATIN:
Bediüzzaman, “KİŞİ,
KİMSE YA DA ŞAHIS" anlamına
gelen “ZAT" kelimesini bu sözlerinde de
“12. KEZ" tekrarlamış ve Hz. Mehdi'nin
tüm dünya Müslümanlarının liderliğin üstlenecek “üstün
vasıflı BİR İNSAN" olduğunu
yeniden vurgulamıştır. |
158) HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ
(İSLAM HALİFELİĞİNİ) İTTİHAD-I
İSLAM'A BİNA EDEREK (İSLAM BİRLİĞİNİN ÜZERİNE KURARAK):
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan
alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir.
Hz. Mehdi'nin İslam birliğini kurup Hıristiyan önderlerle
ittifak etmesi ve bu vesileyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın
yaşadığı dönemde ve öncesinde de gerçekleşmemiş olaylardır.
Bediüzzaman da bu vazifenin Allah'ın izniyle Hz. Mehdi
tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin
Hz. Mehdi olmadığını bir kez daha delillendirmiştir. |
159) İSEVİ RUHANİLERİYLE
(DİNDAR HIRİSTİYANLARLA VE HIRİSTİYAN ALİMLERİYLE) İTTİFAK
EDİP (İŞ BİRLİĞİ VE DAYANIŞMA İÇERİSİNE GİREREK) DİN-İ İSLAM'A
(İSLAM DİNİNE) HİZMET ETMEKTİR:
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
İslam toplumunu birleştirip Hıristiyan önderleriyle, İslam
ve Hıristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe"
karşı ittifak edeceğini ve bu yolla İslam dinine hizmet
edeceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği
gibi, “... iman edenlere
sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri
bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması
ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir."
(Maide Suresi, 82) samimi Müslümanlar ve samimi Hıristiyanlar
birbirlerinin doğal müttefikidirler. Dinsizliğe karşı ortak
bir fikri mücadele yürütmeleri ve yardımlaşmaları gerekir.
Ahir zamanda bu
dayanışmanın en güzel örneği Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle
yaşanacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin
bu önemli alametine dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, kendisi
hayatta iken henüz gerçekleşmemiş olan bu gelişmeleri hatırlatarak,
Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir tarihte gelecek bir
şahıs olduğunu müjdelemektedir. |
160) BU VAZİFE PEK BÜYÜK BİR SALTANAT: ve
161) KUVVET:
Bediüzzaman, İslam birliği
ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din adına ittifak
etmesi gibi büyük bir olayın ancak üç şartın oluşmasıyla
gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman “PEK
BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET" sözleriyle bu şartlardan ikisini
açıklamaktadır. “Saltanat"
kavramı, güç ve yetki ifade eden bir kelimedir. “KUVVET" kavramı ise “istediği
şeyi icra edebilme gücü yani yetki"yi tanımlamaktadır.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin İslam birliğini oluşturup bu birliğin
liderliğini üstleneceğini ve “pek
büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağını" bildirmiştir. Bediüzzaman'ın
“PEK BÜYÜK"
sözleri, Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu kuvvetin ve saltanatın
çapının büyüklüğünü ifade etmektedir. Böyle büyük bir kuvvetin
Bediüzzaman ve ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği
bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin bu önemli
alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı
dönemde henüz gelmediğini, ortaya çıktığında ise bu özellikleriyle
tanınacağını hatırlatmıştır. |
162) MİLYONLAR FEDAKARLARLA
(MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (YERİNE
GETİRİLEBİLİR):
Bediüzzaman “MİLYONLAR
FEDAKARLARLA TATBİK EDİLEBİLİR" sözleriyle, Hz. Mehdi'nin üçüncü
vazifesini yerine getirebilmesi için gerekli olan üçüncü
şartın “MİLYONLARCA FEDAKARLAR" olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle Hz.
Mehdi'ye tabi olan, onu destekleyen milyonlarca kişi olacağını
bildirmiştir. Böyle geniş çaplı bir destek Bediüzzaman'ın
iman hizmetinde söz konusu olmamıştır. Dahası, Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin bu görevini yerine getirebilmesi için sadece
“milyonları aşan fedakarane bir destek" değil,
aynı zamanda “büyük bir kuvvet, kudret ve hakimiyet"in
de bununla birarada oluşması gerektiğini belirtmiştir. Bu
gerçeği hatırlatarak da, Hz. Mehdi'nin kendi yaşadığı devirde
gelmemiş olduğunu ortaya koymuştur. |
Birinci vazife, o iki vazifeden
üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır (değerlidir), fakat O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER
PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (alanda) VE
ŞA'ŞALI (gösterişli) BİR TARZDA OLDUĞUNDAN163
UMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (genelin ve
halkın gözünde) DAHA EHEMMİYETLİ (önemli) GÖRÜNÜYORLAR.164
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 9) |
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin,
birincisine kıyasla çok daha geniş bir alanda etki oluşturacak büyük
icraatlar olduğunu açıklamıştır.
163) O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER
PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (ALANDA) VE ŞA'ŞALI
(GÖSTERİŞLİ)
BİR TARZDA OLDUĞUNDAN:
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin
ikinci ve üçüncü görevlerinin çok geniş kitleleri ve coğrafyaları
kapsayan gösterişli, görkemli ve geniş yankılar uyandıran
icraatlar olduğunu belirtmektedir. Nitekim, İslam Birliğini
kurmak, tüm Müslümanların liderliğini üstlenmek, Hıristiyanlarla
ittifak ve dayanışma içine girmek ve sonucunda İslam ahlakını
yeryüzüne hakim kılmak, dünya tarihinin belki de en büyük
ve en görkemli olaylarından olacaktır.
Bediüzzaman'ın sözünü ettiği
bu vazifeler Bediüzzaman'ın yaşadığı devirde ve İslam tarihinin
hiçbir döneminde, Hz. Mehdi döneminde olacağı gibi yaşanmamıştır.
Bediüzzaman'ın ihtişamlı faaliyetlerini bu derece detaylı
tarif ettiği kişi, kendisinden sonra geleceğini ve bu üç
vazifeyi en gösterişli biçimde yerine getireceğini ifade
ettiği Hz. Mehdi'dir. |
164) UMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (GENELİN
VE HALKIN GÖZÜNDE) DAHA EHEMMİYETLİ (ÖNEMLİ) GÖRÜNÜYORLAR:
Bediüzzaman bu ifadeleriyle
Hz. Mehdi'nin faaliyetlerinin, toplumun genelinin gözleri
önünde, apaçık bir şekilde gerçekleşeceğini ve insanlarda
takdir ve hayranlık uyandıracağını belirtmektedir. Bediüzzaman'ın
da bildirdiği gibi, ahir zamanın son dönemindeki bu olaylar;
Hz. Mehdi'nin iktidar ve hâkimiyeti çok açık delillerle
ve tüm dünyanın şahit olacağı bir şekilde yaşanacaktır.
Deccal'in fitnesi ortadan kalkacak, yeryüzünü huzur barış
ve adalet dolduracaktır. Böylesine tüm dünyanın gözleri
önünde seyreden büyük gelişmeler ve değişimler önceki müceddidlerin
zamanında yaşanmamıştır. Bediüzzaman da bu önemli konuyu
vurgulayarak, tüm bunların yakın bir gelecekte Hz. Mehdi
döneminde gerçekleşeceğini müjdelemiştir. |
TA AHİR ZAMANDA165 ,
HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)166 ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri)167 CENAB-I HAKK'IN
İZNİYLE GELİR168 , O DAİREYİ GENİŞLETİR169 ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR.170 BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ.171
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 138) |
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda ortaya çıkacağını
haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve talebelerini Risale-i
Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirmekte, Risale-i Nur'un başlattığı
hizmeti bu mübarek şahsın tamamlayacağını müjdelemektedir:
165) TA AHİR ZAMANDA:
Bediüzzaman burada kullandığı “TA
AHİR ZAMANDA" sözleriyle Hz. Mehdi'nin geleceği
zamanı belirtmektedir. Bediüzzaman bu ifadesiyle öncelikle
Hz. Mehdi'nin kendisinden “İLERİKİ
BİR TARİHTE" geleceğini dile getirmektedir.
Bediüzzaman'ın burada kullandığı “TA" kelimesi ise bu
konuya açıklık getiren önemli bir ifadedir. “TA" kelimesi uzaklık
ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman bu ekle, ahir zamanın
kendi yaşadığı dönemin çok daha ilerisinde, daha uzakta
bir zaman olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Risale-i
Nur'un dar dairede yani sınırlı bir kesim içerisinde başlattığı
hizmetleri daha ileriki bir tarihte gelecek olan Hz. Mehdi
ve talebelerinin devam ettireceklerini ve bunu dünya çapında
bir hizmete dönüştüreceklerini bildirmiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin
kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini açık bir şekilde
ifade etmiştir. |
166) HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (DÜNYA ÇAPINDA):
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin
yerine getireceği üç görevden bahsettiği kimi sözlerinde
“dar ve geniş daire" (dar ve geniş alemler) kavramlarını
kullanmıştır. Bediüzzaman Risale-i Nur'un etkisinin
ve bu yolla yapılan iman hizmetinin dar dairede yani sınırlı
bir bölgede yapılan bir faaliyet olduğunu ifade etmiştir.
Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin ise “HAYATIN
GENİŞ DAİRESİNDE" yani “DÜNYA
ÇAPINDA" gerçekleştirileceğini
belirtmiştir. Hz. Mehdi, Allah'ın izniyle Kuran ahlakını
tüm dünyaya hakim kılacak, halihazırda dünyanın pek çok
yerinde dağınık halde bulunan Müslümanlar arasında İslam
birliğini sağlayacak ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenecektir.
Tüm bunlar Hz. Mehdi'nin “HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE"
yerine getireceği görevlerin delillerini oluşturacak ve
Hz. Mehdi'nin tanınmasını sağlayan alametler olacaktır.
Bediüzzaman da sözlerinin pek çoğunda bu konuyu göndeme
getirerek, bunu, kendisinin Hz. Mehdi olmadığına dair bir
delil olarak göstermiş, Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin
etkisinin büyüklüğünü hatırlatmıştır. |
167) ASIL SAHİPLERİ, YANİ HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ
(TALEBELERİ):
Bediüzzaman Said Nursi burada
ahir zamanda gelecek ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim
kılacak olan Hz. Mehdi'den, Bediüzzaman'ın attığı
tohumların “ASIL SAHİPLERİ"
olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına göre, Bediüzzaman
Kuran ahlakının dünya hakimiyetinin tohumlarını atan bir
müceddid, Hz. Mehdi ise bu hakimiyetin asıl sahibi olacaktır.
Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını dünya çapında hakim
kılacak olan ahir zaman topluluğunun lideri Allah'ın
izniyle Hz. Mehdi olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz.
Mehdi ve onun talebeleri için burada kullandığı “ASIL SAHİPLERİ" ifadesiyle Hz. Mehdi'nin ve
talebelerinin dünya çapında yerine getireceği görevlerin
asıl sahibinin kendisi olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin
Hz. Mehdi olmadığını da ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın bu sözlerinde vurguladığı bir başka önemli
nokta ise, Hz. Mehdi ve onun şahsı manevisini oluşturan
talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur. Bediüzzaman “Hz. Mehdi VE şakirtleri"
derken burada kullandığı “VE" kelimesiyle bu
duruma açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır
ve ancak ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi'nin
şahsı manevisi oluşmaktadır. Ama bu şahsı manevinin oluşabilmesi
için başta mutlaka Hz. Mehdi bir şahıs olarak bulunacaktır.
Bediüzzaman da burada “HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ"
sözleriyle bu gerçeği dile getirmekte ve Hz. Mehdi'nin manevi
bir şahıs olarak değil, talebelerinin başında ayrı bir şahsiyet
olarak var olacağını ifade etmektedir. |
168) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR:
Bediüzzaman bu sözünde “Cenab-ı
Hakk'ın izniyle GELİR" diyerek öncelikle
Hz. Mehdi'nin ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir
kez daha hatırlatmıştır. Çünkü bilindiği gibi “GELME" fiili manevi
bir şahsın gerçekleştirebileceği bir olay değildir. “GELME"
fiili burada açıkça bir insanın gelişini müjdelemek için
kullanılmış bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz
ki böyle bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'nin gelişinden
bahsetmezdi.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman
burada kullandığı “GELİR"
sözüyle, Hz. Mehdi'nin o dönemde henüz gelmediğini
belirtmekte ve ileride geleceğini ifade etmektedir. Dikkat
edilirse Bediüzzaman "geldi" veya "gelmiş" dememektedir,
“İLERİDE GELECEĞİNİ"
ifade etmek için
"Ta ahir zamanda gelir" diyerek, Hz. Mehdi'nin kendisinden
ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da belirtmiştir. |
169) O DAİREYİ GENİŞLETİR:
Bediüzzaman, kendi döneminde
imanı kurtarma yolunda mücadele vermiş ve ahir zaman cemaatine
öncülük etmiştir. Bediüzzaman “O
DAİREYİ GENİŞLETİR" sözüyle,
kendisinin “dar dairede" yani “sınırlı
bir çevrede" başlattığı iman kurtarma mücadelesinin
Hz. Mehdi zamanında genişleyeceğini ve “DÜNYA ÇAPINDA" neticeleneceğini belirtmiştir.
Bediüzzaman bu açıklamasıyla bir kez daha kendisinin Hz.
Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin özelliklerini ve yerine
getireceği görevlerin benzersizliğini hatırlatarak ifade
etmiştir. |
170) O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR:
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den
önce gelmiş, insanların Allah'ın dininden uzaklaştığı
bir ortamda Kuran ahlakı ve iman hakikatleri üzerinde durarak
çok büyük bir imani hareket başlatmıştır. “O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR" sözleriyle bu büyük fikri mücadelesini
tohum ekmeye benzetmektedir. Sonradan Hz. Mehdi zamanında
bu iman tohumlarının sümbülleneceğini, yani Hz. Mehdi'nin
Bediüzzamanın başlattığı bu imani çalışmaları genişleteceğini
ve sonuca ulaştıracağını ifade etmektedir. Bediüzzaman bu
örneklendirmesiyle kendisinin Hz. Mehdi'den önceki bir dönemde
yaşadığını, Hz. Mehdi'nin gelişinin ise kendisinden sonraki
bir dönemde gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.
|
171) BİZLER DE KABRİMİZDEN
SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ:
Bediüzzaman, “BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP"
sözleriyle, ektiği iman tohumlarının sümbülleneceği yani
Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı
dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını, onun gelip görevine başladığı dönemde kendisinin
hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade etmiştir. |
Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevin)
BİRDEN172 BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE
BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK
UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR.173 Ahir zamanda, |
AL-İ BEYT-İ
NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun nurani cemaatini) TEMSİL
EDEN174 HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE175
ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (biraraya
gelebilir, toplanabilir)176
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 156) |
Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu
belirtmekte, bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin
en önemli alametlerinden biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bediüzzaman
kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini,
bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini söylemektedir:
172) ÜÇ VEZAİF (GÖREVİN) BİRDEN:
Bediüzzaman eserlerinin pek çok
yerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görev olduğundan
bahsetmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden
birinin bu üç görevi birden yerine getirmesi olduğunu belirtmektedir.
Bu görevlerin birincisi materyalist, Darwinist ve ateist
felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren
tam olarak susturulmasıdır. İkincisi İslam dünyasının liderliğini
üstlenerek İslam birliğinin sağlanması, üçüncüsü ise Kuran
ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla
tüm yeryüzüne hakim kılınmasıdır. Ahir zamanda gelecek olan
Hz. Mehdi, bu görevlerin üçünü birden yerine getirecektir.
Bu alamet, onun tanınmasını sağlayacak ve onun en önemli
özelliklerinden olacaktır.
Bediüzzaman eserlerinde Hz.
Mehdi'nin aynı anda, “SİYASET
MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ VE DİYANET MEHDİSİ" olarak üç özelliğe birden sahip olacağını
ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını söylemiştir.
Bediüzzaman, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak
amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini,
ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi'nin
yapacağı üç önemli görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini
ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın “BÜYÜK
MEHDİSİ" ünvanını alamadıklarını
belirtmiştir.
Bediüzzaman bu anlamda, Risale-i Nur'un
da Hz. Mehdi'nin üç görevinden birincisi olan “imanı
kurtarmak" görevini yerine getirdiğini söylemiştir.
Ancak bu hizmetin dar dairede sınırlı kaldığını, Hz. Mehdi'nin
geniş dairedeki görevlerini ise ancak Büyük Mehdi'nin gerçekleştireceğini
açıklamıştır. Hz. Mehdi ortaya çıktığı zaman, hadislerde
de belirtildiği gibi, Mehdiliğini iddia etmeyecek ya da
bunun propagandasını yapmayacaktır. Hz. Mehdi'nin burada
sayılan büyük icraatları, bu kutlu şahsın ortaya çıktığının
en büyük ispatı ve delili olacaktır.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “ÜÇ
VEZAİF (GÖREVİN) BİRDEN" yerine getireceğini
hatırlattığı bu sözüyle bu konunun önemini bir kez daha
hatırlatmaktadır. Kendisi de dahil olmak üzere, önceki müceddidlerin
hiçbirinin bunların üçünü birarada gerçekleştirmediğini
belirterek Hz. Mehdi'nin o dönemde henüz gelmemiş olduğunu
ifade etmektedir. |
173) HEM BU ÜÇ VEZAİF (GÖREVİN)
BİRDEN BİR ŞAHISDA, YAHUT CEMAATTE
BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ
(BİRBİRİNE ENGEL OLMAMASI) PEK UZAK, ADETA KABİL (MÜMKÜN)
GÖRÜLMÜYOR:
Bediüzzaman “BU ZAMANDA" sözleriyle
kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında,
Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevi birden mükemmel
bir biçimde, hakkıyla ve biri diğerine mani olmadan, zarar
vermeden, eksiksiz ve kusursuz olarak başarabilecek bir
şahıs ya da cemaat bulunmadığını belirtmektedir. Bediüzzaman
bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu “PEK
UZAK" ve “ADETA KABİL
(MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR" sözleriyle açıkça belirtmiştir.
Bu da,
Hz. Mehdi'nin Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ortaya çıkmadığını
gösteren bir başka önemli delildir. Bediüzzaman'ın yaşadığı
dönemde, üç görevin birden yerine getirilmesine imkan olmamıştır.
Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük
Mehdi'nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir. |
174) AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN
CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNUN NURANİ
CEMAATİNİ) TEMSİL EDEN:
Bediüzzaman, eserlerinde
birçok kez Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirildiği üzere “seyyid"
yani “Peygamberimiz (sav)'in
soyundan gelen bir kimse" olacağını, “kendisinin ise seyyid olmadığını"
belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözünde de bu konuya bir kez
daha açıklık getirmekte, “AL-İ BEYT'İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ
NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN" sözleriyle
Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına
dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu önemli
alametlerinden birini hatırlatarak kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını ifade etmektedir. |
175) HZ. MEHDİ VE CEMAATİNDEKİ
ŞAHS-I MANEVİDE:
Bediüzzaman burada çok önemli
bir gerçeği açıklamaktadır. Bu söz, Hz. Mehdi'nin manevi
bir kişi değil, bir şahıs olacağını göstermektedir. Zira
Bediüzzaman, “Hz. Mehdi
VE cemaatindeki şahsı manevide" söyleriyle Hz. Mehdi'nin şahsından
ve onun şahsı manevisini oluşturan
cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir. Aradaki
“VE"
kelimesi, "Hz. Mehdi'nin ve cemaatinin
iki farklı varlık olduğunu"
ifade etmektedir. Hz. Mehdi'nin kutlu şahsıyla birlikte,
bir de onun şahsı manevisini oluşturan bir cemaati olacaktır.
Hz. Mehdi'nin şahsı olmadan, böyle bir şahsı maneviden söz
etmek mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeği ifade etmekte
ve Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını müjdelemektedir. |
176) ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR
(BİRARAYA GELEBİLİR, TOPLANABİLİR):
Bediüzzaman'ın açıkladığı üç büyük
görev ancak ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi'nin yerine getirebileceği
görevlerdir. Bediüzzaman, burada kullandığı "ANCAK"
kelimesiyle bir başkasının bu görevleri başarmasının Allah'ın
dilemesiyle “İMKANSIZ" olduğunu
belirtmiştir. Çünkü Allah bu vazifeleri yalnızca Hz. Mehdi'nin
yerine getirebilmesini takdir etmiştir. Hz. Mehdi de kaderinde
böyle takdir edildiği için bu görevleri Allah'ın izniyle
başarıyla yerine getirecektir. İslam tarihinde henüz bunu
başaran bir kimse ya da topluluk görülmediği gibi, Bediüzzaman
kendi yaşadığı devirde de bu durumun gerçekleşmediğini vurgulamaktadır. |
Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten
(veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi
işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış)
ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur
edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan
girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN
BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK
İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM.177 FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR.178 ÖYLE
İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR.179 VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz).180
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 189) |
Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve yardımcılarını “baharda
gelecek kudsi çiçekler" olarak nitelendirmiş, kendisinin ise,
“yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin hazırlayan bir
öncü" olduğunu belirtmiştir:
177) BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ORTAYA
ÇIKIŞINI) ÇOK İNTİZAR ETTİM (GÖZLEDİM) VE EDİYORUM:
Bediüzzaman, “BİR
NUR" olarak ifade ettiği ahir zamanda
gelecek olan Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışını çok gözlediğini
ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman
bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük
bir heyecanla gözlediğini belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman
değil, sahabeler döneminden itibaren milyonlarca samimi
Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler Hz.
Mehdi ve beraberindeki müminlere karşı derin bir sevgi beslemişlerdir.
1400 yıldır bu mübarek zatı sevgi ve saygıyla anmışlardır.
Ona ve cemaatine dua etmişler, onlar için Allah'tan
yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi ve cemaati gelmiş geçmiş
tüm Müslümanların ortak dostudur. Tüm inananlar için şevk
ve heyecan vesilesidir. Bediüzzaman da sözlerinde bu bakış
açısını dile getirmekte, kendisinin de büyük bir heyecan
ve sevgiyle Hz. Mehdi'nin gelişini beklediğini ifade etmektedir.
Bediüzzaman, burada kullandığı “ÇOK
İNTİZAR ETTİM VE EDİYORUM" yani “ÇOK GÖZLEDİM
VE GÖZLÜYORUM" sözleriyle bu
durumu dile getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde
bu kutlu şahsın çıkışının gerçekleşmediğini bildirmiştir. |
178) FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA
GELİR:
Bediüzzaman ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi
ve cemaatine karşı içten ve derin bir sevgi sahibidir. Hz.
Mehdi ve yanındakilerin güzel ahlakını ve mücadelelerini
“ÇİÇEKLER"e benzetmekte ve onların baharda,
yeryüzünün tüm güzelliklerinin ortaya çıktığı dönemde geleceklerini
anlatmaktadır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin geleceği dönemi
karanlık kara bir kışın ardından gelen aydınlık, güneşli,
güzelliklerle dolu bir bahara benzetmektedir. Bediüzzaman'ın
çiçek benzetmesi bu dönemde yaşanacak huzur, barış adalet
ve güzellikleri anlatmak için yapılmış çok güzel bir örneklendirmedir.
Bediüzzaman bu bahar döneminin çok yakın olduğunu bildirmektedir.
Bir başka açıklamasında ise kendisinin "acele edip kışta
geldiğini" belirtmiş; nasıl kışın hemen ardından bahar geliyorsa,
ahir zamanda gelecek mübarek şahıs ve cemaatinin de, kendisinden
hemen sonra baharı getireceğini müjdelemiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını, ancak bu mübarek zata ortam hazırlayan bir öncüsü
olduğunu ifade etmiştir. |
179) ÖYLE İSE O KUDSİ
ÇİÇEKLERE
ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR:
Bediüzzaman bir kez daha “KUDSİ
ÇİÇEKLER" sözleriyle bahsettiği
Hz. Mehdi ve talebelerine karşı olan sevgisini dile getirmiş,
Hz. Mehdi'nin gelişini çok gözlediğini ve halen de gözlemeye
devam ettiğini belirtmiştir. Bu durumda gelecek olan şahıslara,
yani Hz. Mehdi ve cemaatine zemin hazırlamak gerektiğini
söyleyen Bediüzzaman, kendisinin ve cemaatinin bu görevi
üstlendiğini ifade etmiştir. Onlardan önce gelip onlar için
ön bir hizmet ve hazırlık yaptığını söyleyerek, Hz.
Mehdi'nin kendisinden sonra gelecek bir şahıs olduğunu bir
kez daha dile getirmiştir. |
180) VE ANLADIK Kİ BU HİZMETİMİZLE
O NURANİ ZATLARA (NURLU ŞAHISLARA)
ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (HAZIRLIYORUZ):
Bediüzzaman "ANLADIK Kİ" sözleriyle, kendisinin
Hz. Mehdi olmadığı, ancak yaptığı hizmetlerle bu mübarek
kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki kanaatini dile
getirmektedir. “ANLADIK Kİ"
ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen gerçeği ve Bediüzzaman'ın
bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını göstermektedir.
Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği böyle bir söz söylemediğini,
delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesin kanaatini
ifade ettiğini ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman bu sözünde "HİZMETİMİZLE" diyerek çoğul
bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman bu hizmette
tek başına değildir; kendisine yardımcı olan Nur cemaati
de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle" derken tüm Nur talebelerini
de bu hizmete dahil etmektedir.
Ayrıca Bediüzzaman burada
“O NURANİ ZATLARA"
sözleriyle, Hz. Mehdi ve talebelerinin “BİRER
ŞAHIS" olduklarını yeniden
vurgulamaktadır. Bu, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den
bahsederken “15. KEZ"
kullandığı “O"
zamiridir. “ZAT"
kelimesini ise Bediüzzaman kitabın başından bu yana Hz.
Mehdi için “13. KEZ"
kullanmıştır. Bediüzzaman'ın her iki kelimeyi de bu kadar
çok tekrarlamış olması, Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS" olduğu konusunda çok
kesin deliller oluşturmakta ve manevi bir kişilik olmadığını
açıkça ortaya koymaktadır. |
| |
|